Fikir / İpucu

Etkili Akılda Tutma Yöntemleri

Öğrencilerin öğrendiklerini unutması diye bir şey söz konusu değildir. Beynimiz sonsuz sayıdaki bilgiyi saklamaya, gerektiğinde kullanmaya uygun bir organdır.

Ancak bunun tek bir koşulu vardır. Bilginin ezberlenmeyip öğrenilmiş olması gerekmektedir.

Etkili akılda tutma yöntemlerine geçmeden öğrencilerin konuları kesin unutması nedir, buna bakalım.

Öğrencinin anlatılan dersi veya çalıştığı konuyu sınav anında veya soru çözümlerinde kullanmak istediğinde o konuyu sanki hiç görmemiş gibi hatırlayamaması hali, kesin unutma durumunun yaşandığı anlamına gelir.

Öğrencilerin konuları kesin unutmasında başlıca şu faktörler etkili olmaktadır:

  • Yorgun iken dinlenilen derste anlatılanlar ve yorgun çalışılan konular çabuk unutulur. Bu nedenle derse gitmeden önce iyi bir uyku ve ders çalışmadan önce iyi bir dinlenme hem öğrenmeyi hızlandırır hem de unutmayı engeller.
  • Kısıtlı bir zaman dilimine sıkıştırılarak yapılan çalışmalarda, uzun süreli hafıza açık olmadığı için unutma gerçekleşir.
  • Defterde veya kitapta var olan bilgiyi, hiçbir düşünce, değerlendirme ve de anlamlandırma çalışması yapmadan, aklımıza kaydetmeye çalışmamız durumunda, sadece kısa süreli hafıza açık olacağı ve yine uzun süreli hafıza kapalı olacağı için bu çalışmada elde edilen bilgiler de çabuk unutulacaktır.
  • Çalışmalar anında, çalışılan konunun kavramları ve ilkeleri saptanıp, bunların birbirleri ile olan farklılık ve benzerliklerinin öğrenilmemesi durumunda, öğrenilen bilgiler hafızada tutunacak yer bulamaz ve hafızamızdan kayıp gider.
  • Çalışılan konunun önceki konularla olan benzerliklerinin saptanıp bunlara dikkat edilmemesi unutmayı hızlandırır. Eğer öğrenci çalıştığı derste, o konunun önceki konularla ne açıdan ve hangi noktalarda benzerlik içerisinde olduğunu saptarsa, o bilginin sınav anında hatırlanması çok hızlı olacağı gibi, aynı zamanda unutulması da olanaksız hale gelir.
  • Unutmayı önlemek için, konu tekrarlarının önemi çok büyüktür. Ancak bilinçsizce ve beynimizin çalışma biçimi dikkate alınmadan yapılan konu tekrarları, konuyu unutmaktan daha kötü bir sonuç olan “beynin bilgiye karşı duyarsızlaşması” durumunun yaşanmasına yol açmaktadır.

Bu olumsuz durumu yaşamamak için konu tekrarlarında şu ilkelere kesinlikle dikkat edilmesi gerekmektedir.

  1. Eklemleyici ve genişletici konu tekrarı yapılmalıdır. Yani konuyu her tekrar ettiğimizde o konunun başka bir özelliğini yakalamaya, o konuya başka anlamlar yüklemeye, o konunun anlamını ve kafamızdaki kapasitesini genişletmeye çalışmalıyız.
  2. Her on beş günde bir eski konular üzerinde bilimsel bir tekrar çalışması yapılmalıdır.
  3. Konu tekrarlarında mutlaka zihinsel tekrarlar yapılmalı, başımızı kitap ve defterden kaldırarak okuduğumuzu tekrar etmeliyiz.
  4. Zihinsel tekrarlarda, defterde yazanın aynısını kelime kelime tekrar etmeye kalkışmamız durumunda uzun süreli hafızamız bu çalışma biçimine karşı direnecek ve aklımıza kaydetmeye çalıştığımız bilgiyi ezber olduğu için reddedecektir.

    Zihinsel tekrarlarda, okuduğumuz metinden ne anlıyorsak onu tekrar etmemiz, o bilgiyi soru çözümlerinde kullanabileceğimiz anlamına gelecektir.

  5. Çalışılan konu hakkında molada veya teneffüste iken konuşmak o konunun kısa süreli hafızadan kalıcı ve uzun süreli hafızaya geçişini sağlayacaktır. Ancak, çalışma masasından kalkıp, çalışılan konu ile hiçbir alakası olmayan bambaşka bir boyuta geçilmesi unutmayı hızlandıracaktır.
  6. Ders çalışmayı takiben, hemen bilgisayara girmek veya çok beğenilen ve sürükleyici olan bir film ya da TV dizisi izlemek, çalışılan konunun uzun süreli hafızaya kaydedilmesini engelleyecek ve çalışılan konu çabuk unutulacaktır. Çünkü, kapasitesi çok küçük olan kısa süreli hafızamızdaki bilgilerin, yavaş yavaş uzun süreli hafızaya geçmesi aşamasında, kısa süreli hafızaya bilgi ve yoğun yaşantı göndermeye devam etmemiz durumunda, kısa süreli hafızadaki bilgiler silinecek ve unutma durumu yaşanacaktır.
  7. Öğrencilerin konu çalışırken veya soru çözerken, zorlanmak ve araştırmak yerine, bunları hemen bir öğretmene sorma kararı almaları durumunda da, elde edilen bilgiler çabuk unutulur. Unutulmamalı ki, beynimiz zorlanınca öğrenme kapasitesi artan bir organımızdır.
  8. Zamana sıkıştırılmış çalışma yerine, zamana yayarak ve uzun süreye dağılmış bir öğrenme çabası her zaman başarıyla sonuçlanmaktadır. Zamana yayarak çalışma beynimizin çalışma biçimine uygun bir yöntemdir. Çünkü, çalışmalarımız arasına giren zaman dilimlerinde beynimiz bilgiyi işleyip, hafızamızdaki diğer benzer bilgilerin yanına koymaktadır. Bu da kesin öğrenmeyi sağlamakta olup, unutmayı da kesin olarak engellemektedir.
  9. Özellikle matematik ve geometri gibi derslerin soyut ve rakamsal olmaktan kurtarılıp gerçek yaşamda nerelerde kullanıldığı saptanıp, somut ve gözümüzde canlandırılabilir duruma getirilmeleri, bu yöntem konuların hem kolay öğrenilmesini sağlar hem de unutulmasını önler.
  10. Öğrencinin derste aldığı bilgi veya evde çalışarak elde ettiği bilgi, gerçek bilginin aslına ve kapsamına ne kadar çok benzerse, hatırlama o kadar hızlı olacağı gibi, unutmanın da önüne o oranda geçilmiş olacaktır.
  11. Öğrencinin dersi dinledikten sonra hemen konu tekrarı yapması da unutmayı önleyen en önemli faktördür. Bugün dinlenilen dersin tekrarı yine bugün yapılmalıdır. Birkaç gün sonra yapılan konu tekrarı, o konunun tekrar edildiği anlamına gelmez ve öğretici olmaz.
  12. O gün anlatılacak olan konuya çalışarak gitmek, kalıcı öğrenme açısından yaşamsal önem taşır. Öğrencilerin mutlaka, o günkü ders ile ilgili çok kısa bir çalışma yapmalarını öneriyoruz. Çünkü, ön çalışma dikkati artırır. Dikkatle dinlenilen ders ise asla unutulmaz.

Şimdi kalıcı ve pratik bir şekilde öğrenmek için nelere dikkat etmeliyiz bunları tek tek ele alalım:

  1. SADECE DERS DİNLEMEKLE ÖĞRENME GERÇEKLEŞMEZ

Öğrenci ders dinlemekle, kullanılması, yani işlenip ürün haline getirilmesi gereken bilgileri sözcük düzeyinde hafızasına geçici olarak kaydeder.

Öğrencinin dersi derste öğrenemeyeceğini, bütün öğretmenler ve anne-babalar çok iyi bilmek zorundadır.

Ders derste değil, dersten sonra yapılacak olan doğru çalışma yöntemleri ile öğrenilir.

Özellikle öğrenciler bugün yoğun bir şekilde yaşadıkları sınav telaşesi ve koşuşturması içerisinde, dersten derse koşmakta ve kendi başlarına evde ders çalışacak zamanı bulamamakta. Bulanlar da öğrenme çalışması yapamamakta, ezber nitelikli tekrarlara başvurmaktadır (1).

Şöyle düşünelim öğrenci bir hafta içerisinde diyelim ki açıları, önce okulda DİNLİYOR, sonra dershanede DİNLİYOR, sonra dershanedeki grup etütünde DİNLİYOR, sonra dershanede birebir etüt alıp yine açıları DİNLİYOR, olmadı bir de özel ders hocasından DİNLİYOR.

Yani öğrenci bir konuyu, tam beş kez dinliyor ve bu beş kez dinleme eyleminde sadece öğretmen ve kullanılan sözcükler değişiyor. Bütün bunların sonucunda öğrenci sözcük düzeyindeki bilgileri geçici olarak hafızada tutuyor.

Bu ders dinleme silsilesinin sonucunda öğrenci girdiği sınavlarda açılardan gelen soruları yanıtlayamıyor ve “bütün çabasına rağmen öğrenemeyen, kapasitesi eksik” öğrenci damgasını haksız olarak yiyor.

Oysa öğrenci dersi dinledikten sonra, mutlaka evde kendi kendine defterde yazılanlara çalışıp, o bilgilerin üzerinde düşünce üretme aşamasını gerçekleştirdikten sonra, soru çözme işlemine geçmesi gerekmektedir.

  1. ÖĞRETMENDEN YA DA KİTAPTAN ELDE EDİLEN BİLGİ ALGIYA DÖNÜŞTÜRÜLMELİDİR

Bilgi işlenmemiş ham haldeki pamuğa benzer. Onu o haliyle gömlek diye giyemez, kullanamayız ve yararlanamayız.

Nasıl ki, elde ettiğimiz pamuğu üretilmiş ürüne dönüştürdükten sonra ondan gömlek olarak yararlanıyorsak, elde ettiğimiz bilgileri de mutlaka işleyip, onu çeşitli işlemlerden geçirip, ona şekil verip, ona farklı manalar katıp yararlanabiliriz.

Algı, bize anlatılanlardan daha fazlasını ve farklısını anlayabiliyorsak gerçekleşmiş demektir.

Bilginin algıya, yani öğrenilmiş ve üretilmiş bilgiye dönüşebilmesi için, o bilgiyi üzerinde hiç düşünmeden yapılan tekrarların dışında, irdelemek ve üzerinde düşünmek, yazılanlardan hareketle yeni bilgilere ulaşmak gerekir.

Unutmayınız ki, sınavlarda sorular bilgi ile değil, algı ve öğrenilmiş bilgi ile doğru ve çabucak yanıtlanabilmektedir.

  1. ÖĞRENME MOLASI VERMEK ÖĞRENMENİN GERÇEKLEŞMESİ İÇİN ŞARTTIR

Beynimiz ders çalıştıktan sonra, çalışmadığımız, beynimizi serbest bıraktığımız, o zaman aralığında öğrenir. Elde ettiğimiz yeni bilgileri beynimizin hipokampüs bölgesi onaylar ve öğrenilmiş bilgi olarak beynin ilgili bölgelerine yerleştirme işlemini bu “serbest zaman” diliminde gerçekleştirir.

Bu nedenle, öğrencilerin hiç ara vermeden aralıksız bir şekilde yaptıkları çalışmalar, öğrenmenin gerçekleşmesini oldukça azaltan bir durumdur.

Öğrencilere beyinlerine öğrenme molası vermeleri ile ilgili olarak şu önerimizi de iletmek isteriz. Anlamakta en zorlandığınız derse yatmadan önceki son iki saat çalışın ve hemen yatınız. Göreceksiniz ki, uykuda iken o konu beyninizde öğrenilmiş bilgi olarak yerleşmiştir. Beyin uykuda iken de çalışır. Bunun en büyük kanıtı gördüğümüz rüyalardır.

  1. BİR GÜN BOYUNCA TEK DERSE ÇALIŞMAK ÖĞRENMEYİ HIZLANDIRIR

Öğrencilerin yine yoğun ders trafiği içinde her derse yarım saat süreyle çalışmak ve o gün bütün dersleri gözden geçirmek gibi bir zorunlulukları da vardır.

Bunu yapmalarında zaten bir sakınca yoktur.

Ancak şu uyarımıza da kulak verilmesinin önemini ısrarla vurguluyoruz.

Öğrencilerin, anlamakta zorlandıkları derslere, tam bir günlerini ayırmaları halinde, o ders veya konuyu bütün boyutları ile algılamaları yani öğrenmeleri kolaylaşacaktır.

Böylece öğrenci, bağlantıları kura kura, anlamayı sürekli hale getirerek, bütünü görmüş ve öğrenmiş olacaktır.

Bu uygulamayı, içinde bulunulan koşullarda bütün dersler için yapamasak da, zorlandığımız konu ve dersler için zaman zaman yaparsak çok iyi sonuçlar alacağımızı göreceğiz.

  1. ÇALIŞTIĞIMIZ KONUYU GERÇEK YAŞAMLA İLİŞKİLENDİRMELİYİZ

Elde ettiğimiz bilgi, beynimizde gerçek yaşamla ilişkilendirilmesi halinde tutunacak yer bir yer bulmuş olacaktır.

Özellikle Matematik, Geometri ve Fen Bilimleri alanında elde ettiğimiz bilgilerin yaşantımızda ne işe yaradığı ve nerelerde ne amaçla kullanıldığını bilmek, öğrenmenin gerçekleşmesi ve beynin o bilgiye ilgisinin uyanması açısından oldukça önemlidir.

  1. ELDE EDİLEN BİLGİYİ BAŞKASINA ÖĞRETMEK ÖĞRENMEYİ HIZLANDIRIR

Öğretmenler bitirdikleri bölümün bilgilerini tam olarak, öğretmen olup atandıktan sonra, o konuları öğrencilere anlatırken, öğretme gayreti gösterdikleri süreçte öğrenirler.

En iyi öğrenme biçimi, öğretmektir. Öğreten kişi, o bilgiyi çok farklı açılardan görerek aktarmaya çalışırken, ortaya hızlı ve gerçek bir öğrenme çıkar.

Bu nedenle, öğrencilerin birbirlerine ders anlatmaları, hem anlatan hem dinleyen açısından çok faydalı sonuçlar meydana getirmektedir.

  1. DİNLENİLEN DERS VEYA ÇALIŞILAN KONU ÜZERİNDE KONUŞULMASI ÖĞRENMEYİ HIZLANDIRIR

Ailelerin çocuğun çalıştığı ders hakkında, çocukla sohbet etmesi, öğrencinin beyninin o bilgi içerisinde derinlemesine bir yolculuğa çıkmasına neden olacaktır.

Bu nedenle ailelere, çocukları ile ders içeriği hakkında karşılıklı sohbeti öneriyoruz.

Öğrencilere de, ders hakkında arkadaşlarınızla mutlaka sohbet ediniz diyoruz.

  1. SÜREKLİ GÖZDEN YARDIM ALARAK ÇALIŞMAK ANLAMAYI HIZLANDIRIR

İnsan beynine giden sinir liflerinin (biz diyelim ki bilgi aktarım kablolarının) %40’ı retina (göz) bağlantılıdır.

Yani akıl kapasitemizin yarısına yakını gözlerimizdedir. Gözlerimizi devre dışı bıraktığımızda adeta algılama ve akıl kapasitemiz yarı yarıya azalmaktadır.

Bu nedenle ders çalışırken gözlerimizden beynimize gönderilen ileti sayısını artırmamız gerekmektedir. Bu algılamamızı ve kavramamızı çok hızlandıracaktır.

  1. SORU YAZMAK KONUYU ÇOK FARKLI

BOYUTLARI İLE ALGILAMAMIZA YOL AÇAR

  • Soru yazmak, öğrenciyi defterindeki bilgi üzerinde düşünmeye sevk eder.
  • Bu çalışma sonucunda öğrenci bilgiyi bütün boyutları ile analiz eder, o bilginin açılımını yapar.
  • Böylece öğrenci bilgi üzerinde düşünmüş ve ham bilgiyi üretilmiş bilgiye yani algıya dönüştürmüş olur.
  1. ÇALIŞILAN KONUYU ÖZETLEMEK ÖĞRENMEYİ OLUMLU ETKİLER
  • Öğrenci kitap veya defterden çalıştığı konuyu, defter ve kitabı kapatarak, aklında kaldığı kadarıyla özetlemelidir.
  • Özet, beyni zorlayan onun hatırlama ve bilgiyi analiz etme kapasitesini artıran bir uygulamadır.
  • Ancak önemle altını çiziyorum, kitap-defter açık yapılan özetten yüksek düzeyli bir fayda gelmez.
  1. KAVRAMLARIN SAPTANMASI ÖĞRENMEYİ HIZLANDIRIR

Dinlenilen ders veya çalışılan konunun içindeki kavramlar teker teker çıkartılıp, tanımlarının öğrenilmesi, o konunun kavranması ve sorularının çözülebilmesi için mutlaka yapılması gereken bir çalışmadır.

Kavramlar, o konunun ana damarlarıdır ve kavramların bilinmesi öğrenciyi hızla doğru yanıta ulaştıracaktır.

  1. KONU HAKKINDA YÜKSEK SESLE DÜŞÜNMEK ÖĞRENMEYİ HIZLANDIRIR

Özellikle işitsel düzeyi yüksek alan öğrenciler sesli okuma ve sesli düşünmeden çok yararlanırlar.

Ders notlarını açıp, orada yazan bilgileri tıpkı bir açık oturumda konuşuyormuşçasına dillendirmek, öğrenciyi düşünmeye ve etkili bilgi üretimine zorlayacaktır.

  1. KONULARIN SIRASI VE BİRBİRİ İLE OLAN İLİŞKİSİNİ ÖĞRENMEK

Konuların sırasının ne olduğunu bizden öncelikle beynimiz talep eder. Beynimizin yürütücü işlevlerinden sorumlu olan frontal lob, öğrencinin aldığı bilgilerin sırasını ve bunların birbiri ile olan ilişkisini sorar.

Eğer biz, özel bir çalışma ile beynimizde bu düzenlemeyi yapmaz isek, dikkatimizi asla o bilgiye ve sınav anında o bilgiden gelen soruya yoğunlaştıramayız.

Bu nedenle her öğrenci, gördüğü konuların sırasını aklında tutmalı ve bu konuların birbiri ile olan ilişkisini öğrenmelidir.

Diğer yandan her öğretmen konuların sırasını ve birbiri ile olan ilişkisini öğrencilerin öğrenip öğrenmediğini takip etmekle yükümlüdür.

  1. ÖĞRENCİYİ BAŞARIYA GÖTÜRECEK OLAN YANITI BİLDİKLERİ DEĞİL YANITINI BULDUKLARIDIR

Aslında bu “beyin duyunca değil, yapınca öğrenir” kuralının bir uzantısı olarak karşımıza çıkar.

Öğrencinin sürekli olarak öğretmene soru çözdürmesi ve çözülen soruyu bilgi düzeyinde aklına yerleştirmesi ama, kendi başına hiçbir soruyu çözmemesi, yanıtı bilen fakat yanıtı bulamayan öğrenci niteliğinin ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Bu öğrencinin çıraklık döneminde kalmasına ve kendi başına soruları yanıtlayamamasına yol açacaktır.

Öğrencilerin, çözemedikleri soruyu, hemen gidip bir öğretmeme çözdürme yoluna başvurmamaları gerekir.

Bu soruları araştırma yaparak, öğretmenden ders rehberliği alarak kendileri çözmelidir.

Ancak bu durumda öğrenme gerçekleşir ve öğrenci önce çıraklıktan ustalığa sonra da ustalıktan uzmanlığa geçişi yapabilir. Ustalaşan öğrenci kendi başına soruları çözebilirken, uzmanlaşan öğrenci konuları başkasına öğretebilecek düzeye gelir ve hiçbir soruyu yanlış yanıtlamaz.

Evet son önerimiz bu yazıyı okuyanlara.

Bu yazımızı mutlaka sevdiklerinizle paylaşınız. Bu yazı üzerinde mutlaka, aile, dershane ve okul ortamında konuşunuz. Bu yazıyı asla tek bir defa değil defalarca okuyunuz.

Kaynak: mebk12.meb.gov.tr

Etkili Akılda Tutma Yöntemleri
4.5 (90%) 2 oy

Sizde Görüşlerinizi Ekleyin